24 saatte yaklaşık 50 bin kişi Fas’tan İspanya’nın Kuzey Afrika’daki topraklarına girdi, 18 kişinin cesedine ulaşıldı. İspanya’da sağcılar yaşananları Başbakan Pedro Sánchez’e saldırmak için kullanmaya başladı bile. İtalya’daki faşist hükümet de “AB sınırlarını korumak için” İspanya’nın Schengen statüsünün askıya alınmasıyla ilgili spekülasyon yapıyor. Giorgia Meloni’nin liderlik ettiği bu koroya başka AB ülkelerinin sağcı politikacılarının katılması olası.
Çok fazla çarpıtılmış bilgi ve yalan var. Sağcıların kopardığı yaygara mevzuyu tüm boyutlarıyla beraber konuşulmaz kılsa da bölgeden gelen görüntüler ve iddialar durumun “bir göç hikayesinden” fazlası olduğuna işaret ediyor. Fas Kralı, muhtemelen, sonunda ABD ve İsrail’in kazanacağını umduğu bir oyun oynuyor.

Bilmeyenler için durumu anlamayı kolaylaştıracak bazı bilgilerle başlayalım:
Ceuta’nın Arapça adı Sebte. Melilla ile birlikte özerk şehir statüsünde. İspanya’nın Fas’la olan tek kara sınırı burası. İber Yarımadası’na uzaklığı yaklaşık 20 km.
Şehir, önce Portekizliler tarafından işgal edilmiş, ardından İspanya’nın eline geçmiş. Nüfusu, 2025 yılı sayımına göre 83 bin 567 (54 bini Hristiyan, 16 bini Müslüman; 700 kadarı Musevi, 500 kadarı da Hindu). Dünyanın içinde bulunduğu durumu düşününce farklı dinlerin hoşgörü içinde yaşadığı bir yer olması dikkat çekici. Burada konuşulan diller: İspanyolca, Arapça ve Sindce.
Ceuta İspanya toprağı olsa da AB toprağı sayılmıyor. Yani buraya gelenler, sağcıların iddia ettiğinin aksine, AB’ye ayak basmış olmuyor.

Fas monarşiyle yönetiliyor. 23 Temmuz 1999 tarihinde babasının ölümünden sonra tahta geçen VI. Muhammed bir diktatör. Her kral/diktatör gibi o da yoksul halkının sırtında zengin bir hayat sürüyor. Fas halkına yasakladığı birçok şeyi kendisi yurtdışı seyahatlerinde yapıyor. Özel hayatına dair çok sayıda dedikodu var. Evliliğinin kurmaca olduğu söyleniyor.
Fas nüfusunun yarısı tarım işçiliği yapıyor. Emekçilerin büyük çoğunluğu sözleşmesiz çalışıyor ve çoğunun herhangi bir sosyal güvencesi yok. Aylık brüt asgari ücret: 3.423 Fas dirhemi (yaklaşık 365 ABD doları). Ülkenin en önemli gelir kaynağının turizm olduğu düşünülse de Fas aslında Kuzey Afrika’daki stratejik konumu sayesinde gerçekleşen anlaşmaların gelirleriyle geçiniyor. Fas, sadece kendi vatandaşlarının değil, Sahra Altı ülkelerinin de Avrupa’ya gitmek için geçmek zorunda oldukları bir güzergah. Kral, sahip olduğu coğrafi konumdan gelen güçle Avrupa’ya göç üzerinden şantaj yapıyor. Ancak bu anlaşma çeşmesinden akan paralar elbette ki halka asla gitmiyor.

Fas aynı zamanda işgalci bir ülke. Önceden İspanya’nın işgali altında olan fakat 1975’te terk ettiği Batı Sahra günümüzde Fas’ın işgali altında. Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti 1976’da bağımsızlığını ilan etse de bunu reddeden Fas, bugün hâlâ bölgenin üçte ikisini yönetiyor. Pedro Sánchez 2020’de Fas’ın Batı Sahra’daki işgaline karşı çıkmıştı ancak Fas’ın hem AB hem de NATO ile olan menfaat ilişkileri yüzünden geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sánchez bunu telafi etmek için, Batı Sahra’da Fas egemenliğine son verilmesi ve bölgenin bağımsızlığı için mücadele eden Polisario Cephesi’nin Genel Sekreteri Brahim Ghali’yi tıbbi tedavi amacıyla kabul etti. Fas’ın yanıtı ise birkaç gün sonra geldi: 2 bini çocuk olmak üzere 8 bin Faslının çite tırmanmasına göz yumdu. Bazı kaynaklar bu süreci kolaylaştıran adımlar attığını da iddia ediyor.
Batı Sahra genç bir nüfusa sahip. 2015 tahmini verilerine göre nüfusun %57,46’sı 0-24 yaş aralığında. Ülkenin sadece %3,75’i 65 yaş ve üzerinde.

Fas, gençlerine hiçbir gelecek vaadi olmayan bir ülke. Otoriter bir kral, özgürlüklerden mahrum yoksul gençler ve zenginin zenginleştiği bir düzen, kendi ülkelerinde kalmayı imkansız kılıyor. Herkesin hakkı olan daha iyi bir hayatın umuduyla insanlar kilometrelerce yol yürüyor, ölüm tehlikesine rağmen denizi yüzerek geçiyor ve İspanya’ya ulaşmaya çalışıyor. Bu yolculuklarda çok sayıda insan hayatını kaybediyor.

Yaklaşık 50 bin kişinin İspanya’ya geçtiği bu son göç dalgası Fas Kralı VI. Muhammed’in iktidara gelişinin kutlandığı Taht Günü’nde (30 Temmuz) yaşandı. Bu vesileyle kasıtlı olarak sınırdaki denetimin azaltıldığı söyleniyor. Hatta İspanya’ya geçmek isteyenlerin kamyonlarla taşındığı görüntüler dolaşıma girdi.
Fas’ın bunu neden yaptığını anlamak için yakın tarihteki birkaç olayı daha vurgulamakta fayda var.

Fas, işgal altındaki Batı Sahra’da Tiznit ile Dahla’yı bağlayan 1055 km’lik otoyola ABD Başkanı Donald Trump’ın adını verdi. Trump, Fas Kralı’na teşekkür etti.

Fas, Gazze’deki soykırım sürerken İsrail’le ticari anlaşmalar yaptı. İsrail’e silah sevkiyatlarında yardım ediyor. Yakın zamanda İspanya, İsrail’e silah taşıyan gemilerin limanlarına girmesini reddetmişti. O gemiler Fas tarafından kabul edildi. Araları öyle iyi ki İsrail, Taht Günü’nde VI. Muhammed’i tebrik etti. İki ülke ayrıca çok sık ortak askeri tatbikatlar yapıyor.

Ceuta’da yaşananlarla ilgili çok önemli bir detay da şu: İsrail tarafından finanse edilen düşünce kuruluşlarındaki analistler, Nisan ayında İsrail’in İspanya’yı cezalandırmak amacıyla Fas’a Ceuta’yı ele geçirmede yardım etmesi gerektiğini savunmuştu. Benjamin Netanyahu’nun oğlu, 2019’da Arapları İspanya’yı işgal etmeye çağırmıştı ve nerelerden başlanacağını göstermişti. Ceuta da o yerlerden biriydi.

Fas’ın İsrail ve ABD ile olan ilişkileri de oldukça karanlık. Buz dağının görünen yüzü bu. Kapalı kapılar ardında neler konuşuluyor, neler planlanıyor, tahmin etmek zor ama imkansız değil.
Hiçbir sınırı savunacak değilim. Daha iyi ve güvenli bir hayat herkesin hakkı. Bir göçmen olarak her göçmenin bu hayata kavuşmasını temenni ediyorum. Ancak Ceuta’da yaşananlar bize durumun “bir göç hikayesinden” daha fazlası olduğunu söylüyor. Yoksul ve geleceksiz gençlerin yaşamları, İran’daki savaşa taraf olmayı reddeden ve Gazze’deki soykırıma karşı çıkan Sánchez’e ABD ve İsrail’in bedel ödetme planında bir koz olarak öne sürülüyor. Fas, bu kirli oyunun piyonu olarak görevini yapıyor. Bu sayede daha fazla para, daha fazla yatırım ve Batı Sahra’daki işgalini sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğu desteği almanın peşinde. Bunu anlamak için politik analiz uzmanı olmaya da gerek yok. Bazen mevzuların taraflarını bilmek birçok şeyi anlamaya ve anlatmaya yetiyor ya da yardımcı oluyor.
İspanya bir süredir ABD ve İsrail’in hedefinde. AB’de de sevmeyeni çok çünkü birlikteki sağcılar korkunç göç karşıtı yasalar geçirirken İspanya, 500 bin kadar kağıtsız göçmene oturum verdi. Tabii Sánchez’in eleştirilebileceği çok fazla şey de var. İspanya’da yaşayan biri olarak uzun bir liste yapabilirim ancak hem Filistin hem İran meselesinde takındığı tavrın İspanya’daki halklarda bir karşılığı var. Ve sadece bu da değil; dünyanın (ve Avrupa’nın) her yerinde LGBTİ+ haklarına korkunç saldırılar yaşanırken, İspanya bu konuda çok ilerici düzenlemeler yaptı, yapmaya da devam ediyor. Dünya siyasetinin son 10 yılda hedefine aldığı üç grup var: göçmenler/mülteciler, Müslümanlar ve translar. Yeni bir yükseliş dalgası için gereken düşmanlar olarak bu kimlikler seçildi ve sağcıların kitleleri bu gruplar özelinde ikna etmesi hiç de zor olmadı. Bu nefret gruplarına akıtılan paralarla ilgili çok sayıda rapor ve kanıt da mevcut. İspanya, bu korkunç faşist dalgaya bir şekilde direniyor ve bunun bedelini ödemesi için her şey yapılıyor.
Bu nedenle göçmenlerle/mültecilerle ilgili haberlere serinkanlı yaklaşmak gerekiyor. Cümlelerimizi faşistlerin kopardığı yaygaraların gürültüsünde/gölgesinde kurmamak iyi bir başlangıç noktası. Propagandayı, yalnızca söylemin kurulmaya başladığı noktada değil, o söylemleri oluşturacak koşulların üretildiği yerde de tanımanın önemli olduğunu düşünüyorum.
Son söz olarak: Sınırlar kahrolsun. Yoksulluk kahrolsun. ABD ve İsrail kahrolsun. Onların değirmenine su taşıyan herkes ve her şey kahrolsun.
Metin: Bawer
Son okuma: Hazan Özturan