Ağrı’da faaliyet gösteren Op. Dr. Ali Çakır’ın sosyal medya hesabından kliniğinde “kadın sünneti” reklamı yapmasına çeşitli tepkiler geldi. Bunun üzerine Çakır, söz konusu paylaşımını silip “Hud derisi alma işlemi” olarak yeniden paylaştı.
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Kadın hesabı, “Kadınların bedenine yönelik her türlü şiddetin ve hak ihlalinin karşısında olduğumuzu; tıp etiğini, bilimsel ilkeleri ve insan haklarını savunma sorumluluğumuz gereği bu sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz” diyerek Ağrı-Kars-Ardahan-Iğdır Tabip Odası’nın disiplin soruşturması başlattığını belirtti.
Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) ise “Gelen tepkiler üzerine işlemin ‘hud derisi alma’ olarak adlandırılması niteliğini değiştirmemektedir. Klitoral başlık, anatomik olarak klitorisi koruyan doğal bir dokudur. Kadın bedenine dayatılan bu operasyonlar, ister kâr amacıyla ister dini gerekçelerle yapılsın; ataerkil ve kapitalist bir dayatmadır, suçtur” açıklaması yaptı.
Diken’den Mesude Demir’e konuşan Dr. Çakır konuyla ilgili şunları söyledi:
“Türkçeye kadın sünneti olarak geçen Female Genital Mutilation (FGM: Kadın genital mutilasyonu/genital sakatlama) işlemini hiç yapmadım. Bir hekimin bu işlemi yapabileceğine de asla ihtimal vermiyorum. Kadın sünneti, FGM anlamında ciddi sağlık problemlerine yol açtığından Türkiye’de ve dünyada suç kabul edilmektedir. Böyle bir talebin olması da mümkün değildir; suçtur.”
Çakır, “kadın sünneti” ifadesini daha sonra neden “hud derisi estetiği”yle değiştirdiği sorusuna da şöyle yanıt verdi: “Halk arasında kadın sünneti olarak bilinen hudoplasti işlemi için kullanılan ‘kadın sünneti’ ifadesi, FGM ile özdeşleştiğinden, ifadenin daha dar kapsamlısı olan ‘hud derisi alınması’ şeklinde ifade edilmesi daha doğru olmuştur.”
Bu haliyle bakıldığında, tıbbi terimler içinde boğulmuş oldukça karışık bir olay karşımıza çıkıyor. Bu yazıda, bu karışıklıklara biraz açıklık getirmeye ve kamuoyu olarak sormamız gereken soruları ele almaya çalışmak istiyorum.
“Hud derisi alma işlemi” yani “Hood removal”, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) “Type Ia” ve “Type Ib” olarak sınıflandırdığı bir işlem. Basitçe tarif etmek gerekirse, klitorisin açıkta kalan başının (klitoral glans) üstünü örten derinin (“başlık” anlamına gelen “hood” kelimesiyle ifade edilip Türkçeye ‘hud’ olarak geçmiş durumda) alınması işlemine deniyor. Type Ia’da sadece bu deri alınırken, Type Ib’de deri ve klitoral glans birlikte alınıyor. Bu, DSÖ’nün dört tipte anlattığı FGM türlerinin ilk tipini oluşturuyor. Diğer tipler klitoral glansın tamamen çıkarılmasından, küçük ve büyük dudakların çıkarılmasına, vajina girişinin daraltılmasına ve kesme, yakma, kazıma gibi işlemlere kadar kademeli olarak sınıflandırılıyor.
Bu uygulamayla dünya genelinde 30 ülkede her yıl 4 milyon kız çocuğu sakatlanıyor.
Gelelim Dr. Çakır’ın aslında yaptığını söylediği “hudoplasti” (hoodoplasty) uygulamasına. Bu, Dr. Çakır’ın adlandırdığı gibi “hud alma işlemi” değil; onu yukarıda bir FGM alt tipi olarak açıklamıştım. Hoodoplasty ya da diğer bir adıyla “hood reduction”, estetik cerrahide planlı bir operasyon. Yani hayati önemi olmayan, bireylerin bunu tercih etmesi üzerine uygulanan bir prosedür.
Kâr amacı gütmeyen bir akademik tıp merkezi olan Cleveland Clinic’in açıklamalarına göre, bir “hud küçültme” uygulaması olan hoodoplasty, klitoral glansın üstündeki deriyi “küçültmek” için yapılıyor. Cleveland Clinic bu prosedürü incelerken şu notu düşüyor:
“Herkesin klitoral hudu benzersizdir. İdeal veya ‘normal’ bir görünüm şekli yoktur. Ancak klitoral hudu küçültme ameliyatı, cinsel organlarınızın görünümü konusunda kendinizi daha güvenli hissetmenize yardımcı olabilir. Ayrıca, klitoral hudunuz giysilerinize veya çevredeki cilde sürtünüyorsa, oluşan tahrişi de giderebilir.”
FGM tipi olan hudun alınması durumunda yoğun sinir uçlarının bulunduğu klitoral glans korumasız bir şekilde açıkta kalıyor. Diğerinde ise bu derinin tamamen ortadan kaldırılması söz konusu değil. Herhangi bir cerrahi prosedür gibi riskleri olan ve temelde görünüşü “düzeltmeye” odaklanan bir işlem.
Dolayısıyla Dr. Çakır’ın açıklamalarında yaptığını iddia ettiği işlem hudoplasti (hoodoplasty). İşin dikkat çeken tarafı da şu: Dr. Çakır bu uygulamanın “halk arasında kadın sünneti olarak” bilindiğini, bu nedenle bu ifadeyi tercih ettiğini iddia ediyor. Kadın sünneti ise dünyada oldukça yaygın olarak bilinen, Türkiye’deki “gelenekler” arasında yer almayan, kötü şöhretli bir ifade. Yerine kullandığı “hud alma işlemi” de prosedürü anlatmaktan uzak, uluslararası tıbbi literatürde kadın genital mütilasyonun bir alt türü olarak yer alan bir terim. Dr. Çakır’ın inatla, hele hele tepkiler üzerine bu ifadeyi seçmesi bile kendi başına soru işareti uyandırıyor.
Türkiye’de FGM uygulamalarına gelirsek, buna dair söylememiz gereken ilk şey böyle bir kaydın olmaması. Birleşmiş Milletler verilerinde Türkiye’ye dair herhangi bir kayıt bulunmuyor. FGM’nin yaygın olduğu Afrika ülkelerinden göçmenlerin de bulunduğu ülkede buna dair hiçbir verinin olmaması dikkat çekici.
Öte yandan 2021 yılında Marmara Üniversitesi’nden Dr. Bushra Mohame Ismail’in “Knowledge, Attitude And Practice Towards Female Genital Mutilation Among Somali Female Students In Ankara And Istanbul” başlıklı tezi Google’da kolaylıkla karşımıza çıkıyor.
Dr. Ismail’in İstanbul ve Ankara’daki toplam 38 üniversiteden 461 Somalili kadın öğrenciyle yaptığı araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 83,7’si FGM’ye maruz kaldığını beyan ediyor. Yüzde 72,8’i ise, Somali’de “sunni” yani “geleneksel” tip olarak adlandırılan FGM I ve FGM II uygulandığını söylüyor.
Bunun yanı sıra FGM Araştırma İnisiyatifi’nin Türkiye sayfasındaki şu not da akılda tutulmaya değer:
“Yerel FGM/C aktivistleri, gelişmiş bir sağlık sektörüne sahip Türkiye’de bu uygulamanın giderek tıbbi bir işlem hâline getirildiğini vurguluyor. Kadın sünneti, ‘labioplasti’, ‘vajinoplasti’, ‘hoodoplasti’ ve ‘Barbie vajina’ gibi kozmetik etiketler altında pazarlanıyor ve diğer kozmetik işlemler gibi ele alınıyor. Türkiye, hastanelerde ve kliniklerde kozmetik cerrahi adı altında FGM/C uygulayarak, FGM/C tartışmasından kaçınmış ve bunun yerine uygulamanın ulusal değerlerle bağdaşmadığını ve yalnızca göçmen toplulukları arasında gerçekleştiğini ısrarla savunmuştur. Ancak yerel aktivistler, bu tasvirin sahadaki gerçekliği yansıtmadığını savunuyor.”
Büyük resim, görebildiğimiz kadarıyla, bu kadar fazla soru sorduruyorken, Ağrı’daki Dr. Çakır’ın reklamında “kadın sünneti” ifadesini kullanması başlı başına araştırılması gereken bir konu.
Ancak, bu tartışmaların beraberinde planlı operasyonlar olan vajinal estetik uygulamalarının komple yasaklanması talebi biraz tehlikeli. Tam olarak bu cümlelerle ifade edilmemiş olsa bile, EŞİK’in açıklamasından yukarıda paylaştığım alıntı bana tam da bunu düşündürdü. Neoliberal kapitalist patriyarkanın her dönem “makbul bir kadın bedeni” belirleyip, onu normlaştırması, ardından bir pazar haline getirmesi temel bir sorun. Estetik müdahaleler ise bu sorunun yalnızca bir parçası. Medya, eğitim, komple sağlık sektörü, hele hele sosyal medya ve en güncel olanı yeni yapay zekâ üretimi beden imgeleriyle, birçok dalda ele alınması gereken bir mücadele alanı. Bir kadının vulvasından ya da memesinden yahut burnundan hoşlanmaması durumunda, bunun sebeplerini ele almadan değiştireceği yolların en güvenli olanını, yani regüle edileni ortadan kaldırmak, bu arzusunu sürdüren insanları merdiven altı tehditlere itmez mi? Öte yandan, bedenlerimiz üzerinde karar verme hakkımızın sınırını medikal kurullar ne dereceye kadar çizmeli? Bunlar ortak kaygıya sahip olduğumuz EŞİK’in ortaya koyduğu çözüme ilişkin sorduğum sorular.
Görsel: The Vulva Galery