Bazı imgeler susmaz; aksine zamanla çoğalır, derinleşir. Filistinli bir çocuğun elindeki taş da bu imgelerden biridir. Onlarca yıldır süren işgalin, yıkımın ve direnişin hafızası, bu küçük taşın içinde sıkışmıştır. O taş artık yalnızca bir savunma aracı değil, dünyanın neye ses çıkarıp neye susmayı tercih ettiğini gösteren ahlaki bir ölçüttür.
Bugün Filistin’e bakmak, yalnızca bir coğrafi çatışmaya değil, kendi vicdani konumumuza da bakmaktır. Çünkü artık mesele ne sadece bir savaş ne de bir işgal; mesele, dünyanın bu durum karşısındaki suskunluk rejimidir.
Kırılganlık ve vicdan: Dönüşen kimlikler, sabit sezgiler
İnançlar dönüşür. Kimlikler değişir. Ama bazı sezgiler -kimin ezildiğini tanıyan o içsel bilgi- zamanla sarsılsa da kolayca silinmez. İnsan, yaşarken dönüşür; bazen inancından uzaklaşır, bazen dilini değiştirir, hatta hayata bakışını baştan kurar. Ama adalet duygusu, bu dönüşümlerin ötesinde bir yerde durabilir.
Filistin’le ilk temasım, henüz genç bir imam hatip öğrencisi olduğum yıllara dayanıyor. O zamanlar bu meseleye dinî bir dille yaklaşıyordum. Bugün artık o dille düşünmüyorum. Ama ilginç olan şu ki, hissettiğim adaletsizlik duygusu değişmedi. Çünkü bu mesele ne sadece Müslümanlara ait ne de sadece siyasetçilere. Bu mesele, etik bir sezgi meselesidir. Ne yalnızca bir dine ait ne de belirli bir politik cenahta konuşlanabilir. Bu, insanın en yalın haliyle adaleti ve zulmü ayırt edebilme kapasitesiyle ilgilidir. Yani, ahlaki duyarlılığın evrensel sınavıdır.
Sessizliğin anatomisi: Siyasal İslam, iktidar ve ikiyüzlülük
Filistin davası, uzun zamandır birçok ideolojik kampın retorik malzemesine dönüşmüş durumda. Özellikle siyasal İslam anlayışındaki iktidarlar, Filistin’i sık sık kendi meşruiyetlerini güçlendirmek için kullandılar. Ancak aynı iktidarların, İsrail’le sürdürülen ticari ilişkiler ya da stratejik iş birlikleri söz konusu olduğunda sessizliği seçmeleri, büyük bir ahlaki çelişki doğurdu.
Türkiye’deki mevcut hükümet de bu çelişkinin bir örneği. Bir yandan dinî söylemlerle toplumu mobilize etmeye çalışırken, diğer yandan İsrail’le ekonomik ilişkileri sürdürmekte sakınca görmeyen bir siyasi akılla karşı karşıyayız.
Bu noktada mevzu sadece dış politika ile değil, içeride verilen demokrasi mücadelesiyle de doğrudan bağlantılı. Çünkü dışarıdaki adaletsizlik karşısında sesini yükseltemeyen bir iktidar, içerideki hak taleplerini de bastırma hakkını kendinde görebilir. Ve tam da bu yüzden, Filistin’e duyarsızlık, burada sürdürdüğümüz özgürlük mücadelelerini de zayıflatır.

Michelangelo’nun Davut’u da susuyor
Floransa’da, o ünlü heykelin elinde bir taş durur. Michelangelo’nun Davut’u, güçsüz ama korkusuz olanın sembolüdür. Bugün o taş hâlâ yerinde; ama izleyici değişti. Artık izleyici daha sessiz, daha yorgun, daha hesapçı. Taş hâlâ orada ama artık bir şey atmak için değil; bir şeyi hatırlamak için var.
Bugün Filistin’de atılan her taş, yalnızca direnişi değil, aynı zamanda sessiz kalanları da ifşa ediyor. Direniş artık sadece bir halkın çabası değil; seyircinin de sınavı.
Sanatçı susarsa hangi taş konuşur?
Bir savaş yalnızca silahlarla yürütülmez; bazen suskunluk da bir cephane gibidir. Bugün Gazze’de yaşananlar karşısında, dünya çapında birçok sanatçının derin bir sessizliğe gömüldüğünü görüyoruz. Oscar törenlerinde, bienallerde, moda haftalarında, film festivallerinde, fuarlarda… Sahne büyük, mikrofon açık ama çoğu zaman duymayı beklediğimiz o ahlaki ve politik olarak doğru ses çıkmıyor. Gürültü var, ses yok.
Elbette istisnalar var. Aralarında Susan Sarandon, Mark Ruffalo, Roger Waters, Bella Hadid gibi isimler, defalarca bu zulme karşı ses yükseltti. Ama onlar konuşurken, birçok “daha büyük” isim -popülerliği, itibarı ve sponsorlukları uğruna-sessizliği tercih etti.
Bu sessizlik sadece politik değil; ahlaki bir pozisyonun da inkârı. Çünkü sanat, sadece estetik bir ifade biçimi değil; tarihsel olarak hakikate ayna tutan bir araç da oldu.
Bugün, Davut’un taşıyla özdeşleşebilecek yeni imgeler, belki de ancak o taşın ağırlığını sırtlamaya hazır sanatçılarla mümkün olabilir. Ve sormak gerekiyor: Eğer sanat da susarsa, hangi taş konuşacak?
Bu yazı bir övgü, bir çağrı ya da bir öneri değil. Suskunlukla çevrelenmiş bir adaletsizliğin tam ortasında, vicdanın neyi işaret ettiğini hatırlatma çabası. Bugün artık Filistin, yalnızca bir coğrafya değil; bir ahlaki yön tayinidir de.
Vicdanın evi yok. Ama bir yönü var. Ve bugün, bütün pusulalar Gazze’yi gösteriyor.
Kolaj ve edit: Bawer