Narin Güran Diyarbakır Bağlar ilçesi Tavşantepe köyünde öldürüldü. Narin’in 19 gün sonra bulunan cenazesi için bekleyen bir akrabası kalabalığa dönüp “Gidin yalan konuşun” dedi. Aynı kalabalığın içinden bir adam bunu diyen kadını yumrukla susturdu. Adama ne oldu? Herkesin gözü önünde ve kameralara alınmış bu fiziksel şiddetin karşılığı ne oldu?
AKP Diyarbakır vekili Galip Ensarioğlu açıklamasında “Bizlerin bazen bilmediği, bazen de bilip söylemememiz gereken şeyler var. Çünkü aile de bizim dostlarımız.” dedi. Aileden bugün itibariyle 24 kişi gözaltında. Kadının yalan ile kast ettiği Ensarioğlu’nun siyasetler üstü dostluk anlayışının neresine düşer?
Narin 21 Ağustos’ta Kuran kursuna gittikten sonra kendisinden haber alınamadı. 20 haneli köy Bağlar Tavşantepe’de anne, abi ve amca gibi gözaltıların sonucunda konuya yayın yasağı geldi. 19 gün sonra, 8 Eylül 2024’te, Narin’in cesedi daha önce aranan derede bulundu ve otopsiye gönderildi. Gece ailesine teslim edilmedi. Erdoğan konuşmasında aileye başsağlığı dilemedi. Neden?
Narin çocuğu istismar etmenin, ona şiddet uygulamanın olağan karşılandığı bir ülkede, işkence görmenin, öldürülmenin, bedeninin çuvala konmanın mümkün olabildiği bir zamanda öldürüldü. Cenaze beklerken bir kadına yumruk atmanın, AKP vekilinin öldürülmüş bir çocuktansa ailenin yaralanmaması için dertlendiği ve bunların hepsinin cürretle yaşanabildiği, kamusal paylaşılabildiği, hayatın böylece akmaya devam ettiği bir toplum burası. Cinayetin ve köydeki ilişkilerin detayları magazinleştiriliyor, toplumun büyük bir kesimi adeta bir suç öyküsünde tüm detayları öğrenme merakıyla takip ediyor. Halbuki Narin’in başına gelenler çözeceğimiz değil, tüm toplum olarak önlemekle sorumlu olduğumuz bir suç. Şiddeti önlemek, çocuklara şiddetsiz bir hayat kurmak hepimizin sorumluluğu.
Narin’in yaşadığı şiddetin, patriyarkanın kadınlar ve kız çocukları üzerindeki baskı, denetim ve şiddetinin bu ülkede geldiği nokta olduğunu görüyoruz. Ve bu şiddeti köyle, kasabayla, salt bir grupla, canilik veya iyi insan olmakla değil sistemle açıklıyoruz. Çocukların, üstün yararı gözetilerek korunmadığını, maruz kaldıkları ihlal ve ayrımcılıkla mücadele edilmediğini, destek mekanizmalarının çalışmadığını, etkin soruşturma yürütülmediğini, din kisvesiyle ezildiklerini, hayata eşit katılmalarının sağlanmadığını her gün takip ediyoruz. Kadınların her an şiddete açık, ikincilleştirilmiş, haklarından mahrum bırakılmış bir hayata mecbur edildiklerini ve bunlar karşısında seslerinin susturulmaya çalışıldığını görüyoruz. Bu ülkede erkek şiddetinin karşısında durulmuyor, şiddet önlenmiyor. Baskıcı, engelleyici, şiddet dolu güç ilişkilerinden beslenen aileler ise teşvik ediliyor. Kadınlar ve çocuklara rağmen aileleri güçlendirmek ve korunmak hedefleniyor. Narin’e tam olarak “ne olduğu”nu, cinayetin nasıl örgütlendiğini, muhtemelen şeffaf bir biçimde öğrenemeyeceğiz.
Narin’in öldürülmesi patriyarkanın her biçimini olanca şiddetiyle ortaya çıkardı. Yakın zamanda Narin’in ablasının “şüpheli ölüm”ü, kuzenlerinin intiharı ile kadına yönelen yumruk Narin’in hikayesinin bir parçası. Narin’in tabutunun üzerindeki gelinlik de. Fısıltı şeklinde bahsi geçen köy ve siyasi ilişkiler de.
Bu şiddetin adını koymadan, faile ve faili koruyan sisteme işaret etmeden, şiddetin adım adım nasıl geldiğini açığa çıkarmadan mücadele mümkün olamaz. Feministler olarak gördüklerimizi söylemekten, bildiklerimizi yinelemekten, erkek şiddetiyle tüm engellemelere ve sindirme çabasına rağmen mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz.

Bu açıklama, 9 Eylül 2024 tarihinde Aralık Feminist Kolektif’in Instagram ve medium hesaplarında yayımlandı.