Naci İnci, lisans eğitimini 80’li yıllarda, doktora eğitimini ise 90’lı yılların başında alıyor.
İnci’nin lisans eğitimine başladığı yıllarda trans kadınlar karakollarda işkence görüyor ve trenlere bindirilip saçları zorla kesilip şehirlerin dışlarına bir çöp gibi atılıyorlardı.
Dahası, İnci doktora eğitimi için İngiltere’deyken ve postdoc için ABD’deyken ve sonra da Boğaziçi Üniversitesi’nde Assistant Professor olarak göreve başlayıp Associate Professorship’liğe terfi ederken, üstüne özel bir üniversitede fakülte üyeliği pozisyonunu garantilemişken:
Türkiye’nin en büyük metropolünün en önemli ilçelerinden biri olan Beyoğlu’nun Emniyet Müdürlüğü Ekipler Amiri Süleyman Ulusoy (Hortum Süleyman) trans kadınlara karakolda işkence uyguluyordu. “Seni öldüresiye döveceğim. Hangi renk hortum istersin? Sarı var, kırmızı var.”

İnsanlığa karşı suç işlemiş bu yozlaşmış Ekipler Amiri, onurlu insanların çabalarıyla 2000 yılında, TCK’nın 245. maddesi uyarınca efrada kötü muamele etmek suçundan 2 yıl 3 ay ve 27 yıl arasında hapis istemiyle yargılandı.
Ancak 2003 yılında af çıkması sonucu ceza almaktan kurtuldu. Daha sonra Ulusoy, İnci’yi Boğaziçi’ne tepeden indiren siyasi parti AKP’den Horasan belediye başkanlığı için aday adayı oldu. Bu sırada İnci akademik kariyerinde yükselmeye devam etti.
2000’li yıllar aynı zamanda LGBTİ+ örgütlülüğünün de daha çok arttığı ve şiddete karşı artık yeter derken sesinin daha çok çıktığı yıllar. Birçok LGBTİ+ öğrenci örgütü bu yıllarda daha çok kendini göstermeye başlıyor.
Hukuksuzca kapatılan Boğaziçi Üniversitesi LGBTİA+ Çalışmaları Kulübü’nün öncülü LeGaTo da bu yıllarda kampüste daha çok görünür oluyor. Legato’dan Boğaziçili bir öğrencinin 10 Aralık 2000 tarihinde Milliyet’e verdiği röportaj şöyle:

Aradan yıllar geçiyor, LGBTİ+ haklarının insan hakları olduğu fikri ve mücadelesi kitleselleşiyor; ama şiddet de tüm ağırlığıyla devam ediyor. Ve:
Üniversite okuyup çevirmen olma hayali olan 20’li yaşlarının başında genç bir kadın, Hande Kader, trans kadın olduğu için zorunlu seks işçiliğine ve sokaklara mahkum ediliyor ve de yakılarak katlediliyor.
Bu acı olayın ardından, Boğaziçi’nin (Rektörlük seçim tarihinde en yüksek oy oranıyla) son seçilmiş rektörü Gülay Barbarosoğlu’nun idari yönetimde Boğaziçi Üniversitesi LGBTİA+ Çalışmaları Kulübü bir proje başlatıyor.

Onlarca Boğaziçili öğrenci ve akademisyen, Hande Kader gibi kızlar okuyabilsin ve Naci İnci gibi hayallerini gerçekleştirebilsinler diye Hande Kader Bursu projesine destek veriyorlar. Çünkü Mehmed Özkan’la da Melih Bulu’yla da Naci İnci’yle de trans kadınlar eşittir!
Peki ne oluyor? İşkence suçundan yargılanmaktan afla kurtulan Hortum Süleyman gibi bir insanın aday adayı olabildiği siyasi parti AKP gene iş başında. Bu parti Boğaziçi’ne yani bilime, akla ve akademiye idari saldırı başlatıyor. Boğaziçi’ne kayyum atıyorlar.
Atanan ilk kayyum Mehmed Özkan Hande Kader Burs projesini bir sonraki atamalarda koltuğunu sağlama almak için korkusundan iptal ediyor.
Bu yetmezmiş gibi Boğaziçi Üniversitesi LGBTİA+ Çalışmaları Kulübünü tüzükteki tüm yükümlülüklerini yerine getirmiş olmasına ve gerekli süreyi doldurmuş olmasına rağmen “aday kulüp” statüsünde tutuyor.
Bu ayrımcı kararlar Özkan’a koltuğunu tabii ki garanti etmiyor. Özkan’ın yerine bir gecede Melih Bulu atanıyor. Özkan, Bulu’nun atandığını öğrendiği o gece buhrana kapılıyor. İnsan ayrımcılığı yaparak yürüttüğü “front door memurluğunun” koltuğunu sağlama almadığına inanamıyor.

Atanan ikinci kayyum Melih Bulu da koltuğunu sağlama almak için “ben yapmadım elim yaptı” şeklinde ucuz bir açıklamayla Boğaziçi Üniversitesi LGBTİA+ Çalışmaları’nı kapatıyor, Kulübün “aday kulüp statüsüne son veriyor.” Özkan gibi o da büyük hayaller ve takdir edilme arzusuyla ayrımcılığa yatırım yapıyor.
Ancak Boğaziçi direnişi için altı ayda biter diyen Bulu, altı ay içinde tarihin otoriter rejimlerin fırsatçı memurları çöplüğüne gömülüyor. Yerine bu çöplüğe günü geldiğinde gömülecek olan diğer kullanışlı “front door memuru” Naci İnci atanıyor.
Naci İnci’nin atanmış selefleri Hande Kader Burs projesini ortadan kaldırıp hukuksuzca Kulüp kapatırken; İnci ise ailelerin LGBTİ+ çocuklarını sahiplenip arka çıkmasını biraz olsun sağlayacak filmlerin gösterimleri dahil içinde LGBT geçen her BARIŞÇIL etkinliği yasaklıyor.
Sorsak en genel ahlaklı, en namuslu onlar. Fuhuşa da tabii ki karşılar, hatta iğrenç bulurlar.
Ancak insanların sokaklara düşüp zorunlu seks işçiliğine ve yakılarak katledilmeye terk edildiği sistemi değiştirmek isteyenlere de en “elit” şekilde savaş açarlar.
Şimdi: İnsanlar sokaklara atılmasın, yakılarak öldürülmesin, Naci İnci gibi okusun diye elini taşın altına koyan akademisyenler ve öğrenciler “elit” ama güven oylamasında yüzde 95 ret oyuna rağmen iktidardaki zengin siyasi partinin kararıyla atanmış İnci “halkın adamı” öyle mi?
Yazık! Utan Naci İnci.