Varım.

Sezgin İnceel

“Yok öyle bir şey” diye buyurdular. İlginç. Yok olmak, görülmemek, fark edilmemek, dalga geçilmemek ve taciz edilmemek istediğim onca sene vardım, vardık. Gözetlediğiniz her hareketimde, ince ince analiz ettiğiniz ses tonumda, taktığınız her lakapta, tezahürat ettiğiniz her maçta, telefonlarıma gelen her tehditte vardım, vardık. ‘Buyrun benim?’ dediğimiz zaman mı aklınıza geldi aslında olmadığımız? Biraz sessiz görüyorum son zamanlarda sizi. Hayat size öğretildiği gibi çıkmadığı için mi susuyorsunuz? Yoksa kim olduğunu kabul edebilenlerin cesareti size kimler olamadığınızı hatırlattığı için mi korkuyorsunuz?

Ben okul hayatım boyunca akran zorbalığına maruz kaldım. Uzun bir süre ses çıkarmak, bunun hakkında konuşmak, insanlara anlatmak zor geldi. Sanki konuşulmaması gereken bir konuymuş gibi. Sanki bahsedersem içimdeki karanlıklar dışarı çıkacak, yıllarca çalışıp didinip bulduğum ve dışarı çıkardığım başı dik Sezgin’ler bir bir yok olacakmış gibi. Özellikle lisede gördüğüm zorbalıklar üzerimde büyük izler bıraktı. Zaman zaman hala terapistlerimle o anlara dönüp bugünüme ve kararlarıma olan etkilerini bulabiliyorum. İçimdeki çocuğu müziğimle, sanatımla, yazılarımla canlı tutmuşum ama o anılar sağ olsun, içimdeki ergen hep biraz hırçın, kızgın, yalnız ve hüzünlü kalmış. Var olduğum halde var olmayı bilemediğim için, Nova Vorda gibi kendime güvenip ‘Varım!’ diyemediğim için yok olmayı, yer kaplamamayı, silik olmayı tercih etmişim. Tam da o yüzden kendimi odamdaki posterlerin içinde, hayal dünyamda, uzaklarda beni olduğum gibi seven insanların olabileceğine duyduğum umutta, Ferzan Özpetek filmlerindeki toplu yemek sahnelerinde, kitapların satır aralarında, güzel kelimelerin içindeki şapkalı a’larda bulmuşum. Gün gelip de beni yine incitemesinler diye duvar üstüne duvar örmüşüm, suratıma gelen her gülüşün ardından ardımdan çıkacak bir dedikodu olduğuna ikna olmuşum. O yüzden ne tam güvenebilmişim kimselere, ne tam içimi dökmüşüm.

O yılları düşündüğüm zaman, gerçeklikten kaçıp içine sığındığım şarkılar geliyor aklıma. Bir ara Marilyn Manson’a takmıştım. Cool çocukların dinlediği bir isimdi. Benim dinlemeyi sevdiğim pop albümlerinin yanında fiyakası biraz daha okunuyordu. Metal dinlediğimi söylersem belki bana bulaşmazlardı. O öfkeli notaların içinde içimdeki ergen bayağı bir yer buldu kendisine. Cayır cayır elektro gitarlar sinirimi yatıştırmıyordu belki ama en azından beni anlatan bir şeyler vardı orada. Daha önce dinlediğim hiçbir şeye benzemeyen Antichrist Superstar ve Marilyn’i android bir karakter olarak yorumlamamı sağlayan kapağı ile Mechanical Animals albümlerinin aslında neler anlattıkları çok önemli değildi. Beni ve bana yapılan zorbalıkları anlattığına, benim gibiler için bir isyan bayrağı olduğuna emindim. Tüm dünyaya karşı ben tadında, Marilyn’in çığlıkları kalbimin çığlıklarına karışırken bütün bunları düşünmek zorunda kalmayacağım günlerin hayalini kurardım. 

Ve o hayalini kurduğum günler geldi (ya da ben o günlere gittim). Gerçekten de yarattığım ben o kadar güçlü ve dünya-nın benim bulduğum kısmı- o kadar çok değişti ki, tedirgin olmam, korkmam ve panik yapmam için sebepler biraz olsun azaldı. Tüm bunların üzerine geçen gün Marilyn Manson’un kendisini taciz ettiğini söyleyen Evan Rachel Wood’un mektubunu okudum. Bir dönem Manson’un moda stilistliğini yapmış trans kadın Love Bailey ise sanatçının kendisine silah doğrulttuğunu ve ‘ibneleri sevmem’ dediğini anlatıyordu. Çocukluk kahramanlarımdan birinin ve zorbalıklara karşı müziği ile yanımda durmuş bir sanatçının böylesi kötü bir insan çıkabilme ihtimalinin beni nasıl yaraladığını tahmin edemezsiniz. Sonra biraz daha düşündüm ve fark ettim ki, Marilyn Manson sandığım şey belki benim yüreğimdi. O cool çocuklar neredeyse tüm kadın şarkı yazarlarına ve şarkıcılara burun kıvırdıkları için, erkek dünyasında asabi ve agresif bir şekilde yer bulma çabalarıydı biraz da müzik tercihlerim. Evet, içinde kendimi bulmuştum, sevmiştim, anlamıştım, bana çok şey katmışlardı, ama gerçekten ben mi seçmiştim? Ben mi aramıştım? Bir de ne kadar ironik değil mi, yıllar sonra onların sevdiği adamların bir bir tacizci olduğunu öğrenirken, burun kıvırdıkları kadın popçuların hak savunucularına dönüşmelerini izlememiz? (Bknz: Nez)

Hayat da dünya gibi döne döne ilerleyip, çember çember kapatıyor hikayeleri. Benim için her başlayan hikaye, kendi başladığı yerde son buluyor. Bazen kendini tekrar ederek, bazense sürpriz sonlarla. Dün zorbalıklara ve tacizlere karşı kendimizi savunmak için yok öyle bir şey derken, bugün bize yok öyle bir şey diyenlere kafa tutup, inatla varız ve var olacağız diyoruz. 

Görsel: Meltem Şahin, “Kafası Yanık Cadılar”. Sanatçıyı Instagram’da takip edebilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.