İlk duşumu aldım. Geri Gönderme Merkezi’ndeki ikinci günüm. Nasıl uyudum, nasıl uyandım bilmiyorum. Yatak hastane yatağı mı desem, cezaevi yatağı mı karar veremiyorum. Suni deriden, sert mi sert.
Tanıyanlar bilir, beş yastıkla uyurum. Neden bilmem ama etrafımı yastıklarla kaplarım. Kendini koruma içgüdüsü sanırım. Daha rahat hissettiriyor beni. Hani derler ya “ilişki olmasın, aramıza yastık koyalım”, benim yastık sevdam da oradan geliyor muhtemelen. Abi dediğim insanın cinsel istismarına maruz kaldıktan sonra beş yastıkla uyumaya başladım. Etrafımı çevrelediğim yastıklarla hem bedenimi hem hayatımı korumaya çalıştım. Güvenli olduğundan değil de işte çocuk aklı…
Suni deri yastık ne soğuk ne sıcak ama yapış yapış. İnsana yıkanma hissi veriyor. Buradaki banyolarda her 40 saniyede bir bir düğmeye basıyorsun ve su fışkırtıyor; duş başlığı falan yok. Soğuk suyla alınan duşu hiç sevmem. Çünkü abimler lubunya olduğumu öğrendiklerinde beni zorla banyoya sokup soğuk suyla işkence ediyorlardı. Geri Gönderme Merkezindeki duşun da farkı yok. Mimari olarak farklı elbette ama ruhu, hissettirdikleri aynı.
Bilmeyen yoktur ama beni ilk kez tanıyanlar için yine de not düşeyim: Ben trans bir kadınım. Epilasyonum bitmedi, sakal kısmında biraz tüy var. Onları jiletle alıyorum. Alıyordum daha doğrusu. Buraya jilet sokmak yasak. Çünkü kendimi öldürebilirim. Buraya tıktıkları insanların kendilerini öldürmelerinden korkuyorlar. “Hayatta kal ama burada yaşama.” Düşününce ne ironi.
Neyse, jileti onlar verdiler. Kimseye hayrı olmayan bir jilet. Kendine zarar vermeyi aklından geçirsen de hayata geçiremezsin yani, o derece körelmiş, plastikle metal arası bir şey. Benim gibi sert tüyleri olanların işini görmesi olanaksız.
Jileti alıyorum, yüzümdeki tüyleri kesiyorum, erkekliğimi temizlerken bir kadın görevli arkamdan beni izliyor. Kendimi kesmeyeyim diye… Oysa bilmiyor, istediğim kendimi kesmek değil, bu dünyayı yakmak.
Hayatlarımızı mahvediyor ve işbirliği içinde bizi attıkları ateşte diri diri yanmamızı, küflü duvarlarda çürümemizi izliyorlar. Adına da uluslararası ilişkiler diyorlar. Göç politikaları, aile politikaları, toplumsal yapı… türlü türlü adları var. Hepsinin ortak paydası, bizim mahvolmamız.
İsveç’in ıssız bir yerinden, zorla tıkıldığım bu geri gönderme merkezinden dilinin altında jilet taşıyan tüm travestilere selam olsun. Dilinin altına jilet koyarak kendini korumayı öğrenen ve öğretenlere selam olsun. Bizi bunu yapmak zorunda bırakan sisteme lanet olsun. Patriyarkaya, aileme, leş göç politikalarına -hepsine lanet olsun! Bu kadar yıldır yaşadığım, evlendiğim, bir hayat kurduğum bir ülkede beni diken üstünde yaşatan bu dünyaya lanet olsun.
Tüm bunlara rağmen beni yalnız bırakmayan, dayanışma inceliği gösteren, sesimin duyulması için çabalayan herkese teşekkür ederim.
Yayına hazırlayan: Bawer
Fotoğraf: Lexi Oprean