Gazete Duvar’da 21 Ocak tarihinde, “yönetmen, yapımcı, senarist, oyuncu, şair” gibi sayısız ünvanı bulunan Yılmaz Erdoğan’ın son dizisi İnci Taneleri ile ilgili bir haber çıktı. Konusu, yapımdaki “pavyon kadını” Dilber’i, yani Yılmaz Erdoğan’ın oynadığı Azem karakterinin öldüreceği kadını canlandıran Hazal Ergüçlü’nün bölüm başına alacağı ücret olan bu haber, başlığı ve içeriğiyle aslında medyada sıklıkla kullanılan bir “bait” ya da “tık alma” formülüyle hazırlanmış sıradan bir metindi. Ancak satır aralarından fışkıran kadın düşmanlığı ve şiddet faili erkeği romantize eden dili, alternatif medyanın da kadınlar ve LGBTİ+’lar için anaakımla yarışacak bir cehennem olduğunu göstermesi açısından utanç verici derecede “ilginçti”.
Şiir kılıklı fail aklama
İnci Taneleri’nde ne olacağı bizlere bu haberden çok önce Yılmaz Erdoğan’ın “buğulu” sesiyle okuduğu, erkekleri duygulandıran, biz kadınları ise dehşete düşüren bir “şiir”le duyurulmuştu: “Senin aşkın değil sadece, failin olmak da varmış”. İşte kadınların tepkileri, itirazları da bu tanıtım “şiir”inden sonra yükselmeye başladı. “Failin” hangi fiili işlediğini sormaya gerek bile yoktu. Ayrıca, bu iyelik eki de epeyce canımızı sıktı; “tecavüzcüsü”, “tacizcisi” yetmezmiş gibi bir de “faili” yani “katili” çıkmıştı başımıza. Erkeği kadına “iyelik” ekiyle bağlayan, kadını “tecavüzcüye”, “tacizciye” mülk eden dil şimdi bir de “failin” ile kendini tekrarlıyor, alanını genişletiyordu. “Aşkın” olmaktan “failin” olmaya giden yol ise kadının mülk edinilmesiyle döşeniyordu.
Kadınlar ve LGBTİ+’ların tepkisi gecikmedi. Bu tepkilere Gazete Duvar da
-elbette- yer verdi. Yılmaz Erdoğan’ın “şiir” gibi okuduğu sözlerin analizi ve kadınların itirazları en yalın şekilde Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidam Ataselim tarafından dile getirildi:
“Bunu biri açıklayacak mı? Tüylerimizi diken edip bir kadın katilini mi estetize ediyorlar dedirttiniz. Kadın cinayetlerinin romantizmi olmaz, normalleştirmesi olur. Nice kadını uykusuz kıldınız. Nice potansiyel katile son söz, mahkemede katile tirad verdiniz. Gerçekleri yazacaksanız önce kadın cinayetlerini yazın. Sonra kadınlar canıyla ödüyor bunları. Dizi replikleri ile indirim alan katilleri, dizi replikleri ile kadınları tehdit edip sonra öldürenlerin da ne var canım o diziyi çok seviyordum diyenleri unutmadık.”
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, kadınların erkek hikayelerinin figüranı olmadığını, kadın cinayetlerinin erkek egemen dil tarafından görünmezleştirmesine karşı kurulan güçlü bir mücadele. Ataselim’in sözünü ettiği “tüylerimizi diken diken eden” şey ise estetize edilmeye çalışılan bir hokus pokus. Kadın katili kamufle ediliyor, kadın yok oluyor ama erkeğin dertli sesi geride “baki kalan” oluyor bu erkek egemen kubbede. Ve sözcüklerin hokus pokusu, kadın cinayetini örttüğü için katillere cesaret de veriyor.
“Tek gecede değişen hayat” dediği kadın cinayeti
Gazete Duvar’da yayınlanan ve bu yazıya konu olan haber de tam da bu yüzden “tüylerimizi diken diken” etti. Çünkü bir kez daha ancak bu kez “alternatif medyada” kadın cinayetinin üzerini örten bir dille karşılaştık. Aslında Berrin Sönmez, Zehra Çelenk gibi değerli feministlerin de yazdığı bir platform Gazete Duvar. İnsan saf saf, gazete editörlerinin yazarlarından bir şey öğrenebileceğini düşünüyor, umuyor. Oysa burası, Yılmaz Güney’in şiddet failliği konusunda, epey savunmacı, “idolümüzü yedirmeyiz” tarzında erkek solcu köşe yazarlarına da ev sahipliği yapmış; vaktinde transfobik “feministlerin”, eşitlik savunan trans deneyimli bir kadını “hınç siyaseti” yapmakla “suçladıkları” yazılarına da yer vermişti. Yani trans deneyimli bir kadın sırf eşitlik savundu diye cis-kadınlara karşı “hınç siyaseti” ile suçlandı. Benim ülke tarihinde inanmakta zorlandığım olaylardan birisiydi bu suçlama.
Bunları Gazete Duvar’ın toplumsal cinsiyet eşitliği ve LGBTİ+ meselelerinde bir anlamda gelgitli bir platform olduğunu hatırlatmak için yazıyorum. Köşe yazarlarının fikirlerinin kendilerini bağlaması ama ortak bir fikir olarak kabul edilmemesi, erkek egemen ve transfobik dilin kendine bu gazetede yer bulmasını sağladı, sağlamaya da devam ediyor. Türkiyeli “alternatif medyacılığın” kendini inşa ettiği malzemeden çalınmış bu temel “onlar dedi, biz demiyoruz, fikir özgürlüğü buyrun erkek egemen/transfobik bakış” gibi yayın platformlarının hep sıfır olduğu bir denklem aslında. Böyle bir alanın, aşağıda paylaşacağım ilgili haberdeki cümlelerinde kadın düşmanlığı ve fail erkek promosyonu yapması biraz da bundan.
21 Ocak tarihli haberde İnci Taneleri isimli dizinin konusu şöyle özetleniyor: “Karısı ve iki çocuğuyla mutlu bir hayatı olan Azem, öğrencilerinin çok sevdiği bir edebiyat öğretmeniyken tek bir gecede hayatı baştan ayağa değişir. Yıllarını dört duvar arasında geçiren Azem hapishaneden çıktığında tek bir amacı vardır…” Adam kadın öldürmüş ama Gazete Duvar’ın haberi adamın “bir gecede değişen hayatı”nın derdinde. Yok bir de değişmeseydi! Kadın figüran, kadın görünmezleştirilmiş, erkek anlatıyor hikayeyi, tarihi erkek yazıyor. Katillerin cezasız kalmasına, bir de “katillerin hapse girdiği için bozulan düzenleri” kaygısı ekleniyor (Kadınları, LGBTİ+’ları öldürmek ama hayatlarına normal bir şekilde devam etmek istiyor paşalar). “Aman ağzımızın tadı bozulmasın”ın katilcesi bu. Gazete Duvar, kadın katlini erkeğin “bir gecede değişen hayatına indirgiyor” ve bu suça ortak oluyor.
Gazete Duvar, köşe yazılarında boy gösteren erkek egemen bakış açılarını “fikir sadece yazarın” diyerek kendine yönelen eleştirilerden saklansa da, gazetenin editoryal haberlerinin böyle bir “koruma kalkanı” yok. Gazetede yer alan isimsiz haberler gazetenin editoryal bakışını yani “fikrini ve zikrini” ortaya koyuyor. Ve bu fikir ile zikir, onlar alternatif olduklarını iddia etse de Gazete Duvar’ı anaakım denilen bataklığa daha çok yaklaştırıyor.