Frantz Fanon Kuşaklar Boyu Queer Sanatçıları Nasıl Etkiledi?

İngilizce orijinali 22 Haziran 2018 tarihinde, contemporaryand.com sitesinde yayımlanan bu makaleyi yazarının izniyle Türkçeleştirdik. Orijinalini okumak için tıklayınız.

Will Furtado, Frantz Fanon’un Siyah Deri, Beyaz Maskeler’inden ilham alarak kitabın toplumsal cinsiyet konularındaki noksanlarına rağmen kuşaklar arası Siyah queer sanatçıları nasıl etkilediğini yazıyor. 

“Ey bedenim, beni daima sorgulayan bir insan kıl!”, Frantz Fanon’un Siyah Deri, Beyaz Maskeler kitabının en unutulmaz sözlerinden biridir. 1952’de çıkan kitap, sömürgeleştirilmiş benliği sorgulaması ve kimliğin, özellikle de Siyahlığın sömürgeleştirilme bağlamında inşa edildiği ve üretildiği karmaşık yolları açığa çıkardığı için post-kolonyal teoride ufuk açıcı bir metin haline geldi.

Kitabın ana önermesi, sömürgeci toplumun yarattığı Siyahlık mitlerini içselleştiren Siyah erkeklerin ruhlarına bu sürecin nasıl zarar verdiğidir. Dolayısıyla, bu durum Siyah öznelerde, özellikle sosyal statüsü yükselen ve eğitimli kişilerse (tıpkı Fanon’un kendisi gibi), sömürgecinin kültürünü benimseyemeye ve taklit etmeye götüren bir aşağılık kompleksi üretir.

Kitap ve yazarı bir hayli etki yaratmıştır ama aynı zamanda da tartışmalıdır. Tanımladığı konular üzerinden hala daha kitaba övgüler yağdırılsa dahi feminist ve queer meseleleri genelleştirdiği için eleştiriler de vardır. Yine de, kitabın ana fikirleri o kadar araçsal ve çığır açıcı ki, Fanon’un fikirlerini sadece kullanmakla kalmayıp, aynı zamanda Siyah eşcinselliğin, erkekliğin ve kadınlığın doğasını yeniden düşünmek için, o fikirleri aşan kuşaklar boyu, Siyah sanatçıları etkilemeye devam etmektedir.

Fani Kayodé, Golden Phallus, 1989

Fanon, sömürgeciliği ve etkisini büyük ölçüde görsel deneyimlerden oluşmuş olarak tanımladı. Ona göre bu sömürgeci bakış, öznelerin görme biçimlerini  görmezden gelirken, bu özneleri kendine mal eder ve kişiliksizleştirir. Buna karşılık, queer teorisyenler, özellikle de sinemada bu terimleri benimsemiş ve toplumsal cinsiyete uygulamışlardır. Rotimi Fani-Kayodé bu sanatçılardan biriydi ve hatta doğrudan Siyah Deri, Beyaz Maskeler’e atıfta bulunan sanat işleri yaptı. Nijeryalı sanatçı, dünyadaki sömürgecilik sonrası durumuyla ilgili olarak, “Üç açıdan da ben bir dışlananım” dedi. “Cinsellik açısından; coğrafi ve kültürel yer değiştirme açısından; ve ailemin umduğu türden saygın bir evli barklı meslek sahibi kişi olmamam açısından.” 1955’te Lagos’ta doğan ve zengin bir Yoruba ailesinden gelen Fani-Kayodé, 12 yaşındayken Nijerya iç savaşından dolayı mülteci olarak ailesiyle birlikte İngiltere’ye taşındı. ABD’de güzel sanatlar ve ekonomi alanında eğitim aldıktan sonra Londra’ya geri döndü ve HIV ile ilişkili bir hastalıktan dolayı 1989’da vefat edene kadar bir sanatçı olarak çalıştı.

Fani-Kayodé, Siyah eşcinselliği doğrudan ele almak için cinsel ve kültürel farklılıkları bir araya getirmişti. Altın Fallus‘ta (Golden Phallus) (1989) sanatçı, beyaz gaga maskesi takan ve bir platformun üzerinde kameraya poz veren genç, çıplak, atletik yapılı Siyah bir adamı gösterir. Penisi altınla kaplanmış ve beyaz bir telle yukarı kaldırılmıştı. Fani-Kayodé bir yandan Siyah cinselliğini, dünyanın bakışına maruz kalan Siyah bir özneyle ilişkili şekilde inceliyordu. Fakat öte yandan, Fanon’un erkek eşcinselliğinin yalnızca beyaz adamın zevki için var olduğu önerisine, öznenin penisini bir tele bağlayarak ve cinsel olarak kolayca müsait bulunamadığını göstererek meydan okuyordu. Yine de bu çok katmanlı çalışma, hem kasıtlı çağrışımlarla hem de çeşitli yorumlama olanaklarıyla dolu haliyle ve muğlak niteliğiyle eşcinselliğe dair hetero erkek varsayımlarına da meydan okuyor.

Yine Londra’da 1995’te düzenlenen önemli bir grup sergisi, Frantz Fanon’un önemini ve yazılarının sanatsal pratikler, toplumsal cinsiyet ve ırkla nasıl iç içe geçtiğini göz önünde bulunduran mühim bir andı. ICA’da David A Bailey küratörlüğünde düzenlenen Serap:Irk, Farklılık ve Arzu Muammaları (Mirage: Enigmas Of Race, Difference & Desire) başlıklı sergide Isaac Julien ve Lyle Ashton Harris gibi queer sanatçılar da yer aldı.

Lyle Ashton Harris, Dread and Renee, 1994.

Kuzey Amerikalı sanatçı Lyle Ashton Harris, portreler aracılığıyla aile bağlarını ve homoerotizmi inceleyen bir dizi fotoğraf sergiledi. Dread ve Renee (1994), birbirine sarılan ve görünürde bir erkek ve bir kadın olan üstsüz bir çifti canlandırıyor. Her ikisinin de rastaları ve gerçekçi yüz kılları var. İki Siyah insanı samimi ve sade bir ortamda gösteren fotoğraf, Fanon’un eşcinselliğin yalnızca köle zihniyetinin kurbanı olarak var olduğuna dair önerisini alenen çürütmese de, ona meydan okuyor. Aynı zamanda, Fanon’un nihayetinde Siyah özneler olarak kendimiz üzerine düşünmemiz ve kendi kendimizi analiz etmemiz gerektiği önermesiyle uzlaşır. Harris’in, makyajlı iki çıplak Siyah erkeğin birbirine sarıldığı Kardeşlik #3 (Brotherhood #3) adlı işi konuyu bir adım daha ileri götürür. Sadece kameraya bakmakla kalmıyorlar, aynı zamanda ona iki silah doğrultuyorlar, sürekli saldırı altında olduklarının ve kendilerini savunmaları gerektiğinin farkındalığını açıkça doğruluyorlar, aynı zamanda iradelerini güçlendiriyorlar ve kurban olmayı reddediyorlar.

2017’deki kişisel sergisi Somnyama Ngonyama: Hail the Dark Lioness‘te Güney Afrikalı sanatçı Zanele Muholi cinsiyet, ırk, etnik köken ve cinsellik üzerine bir başka güçlü çalışma sundu. Güney Afrika’nın queer topluluklarını belgelediği görsel aktivizmiyle tanınan fotoğrafçı, bu kez kamerayı kendine çevirir. Bunun, kendine tekrar bağlanmak için gerekli olduğunu savunmuştu. Bununla birlikte, bunu güçlü bir kendini yansıtma ile yapıyor ve kameraya her zaman yoğun, sabit bir bakış atıyor. Kendinden emin bakışlara ek olarak, sanatçı aynı zamanda cildini koyulaştırıyor, sadece queer bir kadın değil, aynı zamanda Siyah Afrikalı bir kadın olduğunu bildiğini ve dünyanın onu böyle gördüğünü ya da onu böyle görmesini istediğini vurguluyor.

Alain Polo Beyaz Seri’sinde (Serie blanche) (2016), Kongolu sanatçı benzer kodlarla ancak bu defa tersinden oynuyor. Siyah çıplak bedenlerin görüntüsünü ağartıyor ve böylece etnik olarak belirsiz hale geliyorlar. Böylelikle sanatçı, görüntüyü (ve kendi bedenini) kontrol etmek suretiyle fotoğraflanan bedeni, onu egzotikleştiren Batılı bir bakıştan kurtarmaya çalışır. Fanon’un çok vurguladığı bu farkla yüzleşen bir diğer isim de Eric Gyamfi’dir. Ganalı sanatçı, Tıpkı Bizim Gibi (Just Like Us) (2016) adlı işinde, Gana’daki heterojen queer topluluğun günlük yaşamlarını belgeler ve bizi gerçekte neyin “farklı” olduğunu sorgulamaya zorlar. Bu yaklaşım heteronormatif bakışa meydan okur ve sanatçı fotoğrafları çevrimdışı ve çevrimiçi küfürlü yorumlarla yan yana getirerek bir adım daha ileri götürür. Siyah topluluğun beyaz bakıştan bağımsız olarak kendisini nasıl gördüğünün önemini vurgulayarak Fanon’un üst sınırlarını çetrefilleştirir.

Frantz Fanon’un Siyah Deri, Beyaz Maskeler hakkında bu kadar dikkat çekici olan şey, toplumsal cinsiyet açısından öngörüsüz olmasına rağmen, Siyah queer sanatçılar için hala dayanıklı bir araç olmaya devam etmesidir. 1997’de Isaac Julien kitap hakkında bir film bile yaptı. Frantz Fanon: Black Skin White Mask adlı film denemesi, Fanon’u övdüğü kadar eleştiriyor da. Belki de bu, Fanon’un Siyah queer sanatçılara verdiği en büyük armağanı somutlaştırıyor – her şeyi sorgulama, kimseyi kahraman olarak görmeme ve en önemlisi kendimizi bizi çevreleyen dünya ile ilişki içinde sorgulama ve konumlandırmak için itici güç oluşu.

Sponsored by the Rosa Luxemburg Stiftung with funds of the Federal Ministry for Economic Cooperation and Development of the Federal Republic of Germany. The content of the publication is the sole responsibility of Velvele and does not necessarily reflect the position of RLS.

Bir Cevap Yazın